Yrd. Doç.Dr. Ayhan CEYHAN'ın sitesi
• 8/6/2008 - Kene
Keneler HakkındaKeneler tropik ve subtropik iklim özelliklerine sahip bölgelerde yaygın olarak yaşayan canlılardır. Yaşamak için kan emerek beslenmek zorundadır. Kan emmek için konak seçimi yapmazlar. Memeli, sürüngen kanatlı hayvanlar ve ya insanlardan kan emebilirler. Ayrıca, kan emdikleri canlılar arasında viral, riketsiyal, bakteriyel ve protozoan hastalık etkenlerini taşıma ve bulaştırma yolu ile birçok hastalığın çıkış ve yayılışında rol oynarlar. Türkiye’nin subtropik iklim kuşağında yer alıyor olması, coğrafik yapısı gibi özellikler nedeni ile birçok kene türünün üreme ve gelişmesi için çok uygun bir ortam oluşturmaktadır. Ülkemizde yaygın olarak bulunduğu bildirilen kene türleri aşağıda verilmiştir. Yumuşak kenelerden: Argas persicus, A. reflexus, Ornithodorus lohorensis’in yaygın oldukları bildirilmiştir. Bunların yanında A. vespertilionis, Ornithodorus coniceps, O. tholozani ve Otobius megnini türlerinin daha az yaygın oldukları ancak ülkemizde var oldukları bilinmektedir. Sert kenelerden ülkemizde yaygın olan türler ise; I. ricinus, H. anatolicum anatolicum, H. a. excavatum, H. detritum, H. marginatum, H. aegyptium, Rhipicephalus bursa, R. sanguineus, R. turanicus, Haemopyhsalis punctata, H. parva, H. sulcata, H. numidiana, H. inermis, Dermacentor marginatus, D. nivens, Boophilus annulatus, olarak bildirilmiştir. I. hexoganus, H. dromedari, A. variegatum, H. concinna, B. kohlsi türleri ise ülkemizde varlıkları bildirilmiş yaygınlıkları az olan türlerdir (Kaya, 2008). Keneler pire yada bite benzemezler fakat örümcek ve akarlar gibi eklem bacaklılar sınıfına aittir. En kolay görülen özelliği ayaklarıdır. Ayaklar 3 yada 4 çift olabilir. Keneler genel kan emicilerdir ve hayata kalabilmeleri için bir konakçıya ihtiyaç duyarlar. Beslenmek için kancalarını konakçının üzerine batırarak yapışır. Keneler sadece omurgalı (hayvan ve insan) hayvanların kanları ile beslenir. Keneler konakçısının üzerine atlayamazlar. Fakat sadece fiziksel temas ile taşınma olur. Keneler genellikle uzun otlarda bulunur. Kenelerin kafalarında delme ve emme organları bulunmaktadır. Kenenin ilk iki bacağında duyu organları bulunur. Bu bacaklarla kurbanlarına tutunurlar. Solunumlarını son iki bacaklarla yaparlar. Üreme organları alt karın bölgesinde bulunur. Kenelerin normal büyüme döngüleri 4 esas basamaktan oluşur. Bunlar yumurta, larva, nimf (tam gelişmemiş kene) ve ergin dir. Keneler her bir yaşam basamağı için bir konakçıya gereksinim duyarlar.
 İki önemli kene ailesi vardır. Bunlar Ixodidae (sert keneler-) ve Argasidae (yumuşak keneler)’dir. Sert kenelerin (Ixodiae-) dış kabuklarını ve kafarlarını ağızlarını dıştan görmek mümkündür. Erkek kenenin bütün vücudu bir tür koruyucu madde ile kaplıdır. Dişilerde bu koruyucu alan küçük bir kısımdır. Dişi kenelerin karınları fazla miktarda kan emmeleri nedeni ile normal boyutlarında çok fazla şişerler. Erkek kene asla dişinin ulaştığı kadar iriliğe ulaşamaz. Sert keneler konakçısının vücuduna yapıştıktan sonra 10 gün kalır. Bu sürede kendi vücut ağırlığının 200 katı kan emebilir (Anonim, 2008a).
Kenenin Bulaştırdığı Hastalıklar Bir kene ısırığı çok tehlikeli hastalıklara neden olabilir. Bu virüsler çok çeşitli olup kişiden kişiye değişiklik gösterir. Avrupa'da en yaygın olarak görülen Lyme-Borreliose ve FSME virüsleridir. Kenenin bulaştırdığı virüsler bazı belirgin semptomlar gösterir: Lyme-Borreliose: Ateş ve baş ağrısı, beyin zarı iltihabı ve kalp problemleri FSME: Ateş; baş ve eklem ağrısı, bazen de menenjit. Tularemia: Ateş ve baş ağrısı, çok tehlikeli olabilir. Mittelmeer- Fleckfieber (Akdeniz Ateşi) : Çok yüksek ateş ve tipik alerjik reaksiyon.
Ehrlichiosis: Ateş; baş, sırt ve adale ağrıları.Kırım-Kongo kanamalı ateşi: Keneler tarafından taşınan Nairovirüs isimli bir mikrobiyal etken tarafından neden olunan ateş, cilt içi veya diğer alanlarda kanama ile bulgular ile seyreden hayvan kaynaklı bir enfeksiyondur. Kene tarafından ısırılma ile virüsün alınmasını takiben kuluçka süresi genellikle 1-3 gündür. Bu süre en fazla 9 gün olabilir. Nairovirüs 10 nm boyunda bir virüstür. Yapısında RNA, heliksel kapsidi ve zarflı virüs vardır. Kanda 40°C derecede 10 gün yaşayabilirler. Ultraviyole ışınlar ile hızla inaktivite olabilirler (Anonim, 2008a). Hastalığın belli başlı belirtileri : Ateş, kırgınlık, baş ağrısı, yüz ve göğüste kırmızı döküntüler, gözlerde kızarıklık, gövde kol ve bacaklarda morarıklık, burun kanaması, dışkı ve idrarda kan görülmesidir. Ölümler karaciğer, böbrek ve akciğer yetmezliğinden olmaktadır.1. Kırım Kongo Ateşi hastalığına sebep olan virüsü taşıyan kene ORNITHOPHILE HYALOMMA dişi kenesidir. 30 çeşit türü vardır. 2. Çiftlik hayvanlarında bulunur. Koyun, keçi, sığır, deve... 3. Hayvanlarda bu keneler ölümlere yol açmaz ancak keneli hayvanların kanından, etinden, sütünden bu virüsü insanların alma riski vardır. 4. Hasta kişinin (insan) kanından, dışkısından, vücut sıvılarından, idrardan diğer kişilere virüs yayılabilir. 5. Tedavi olarak kullanılan tek bir ilaç olan N.Ribavirin (Bu ilaç araştırma aşamasındadır) Kırım Kongo Ateşi kene hastalığı ile ilgili birkaç çarpıcı örnek: 6. 12. yüzyılda Tacikistan’da aşırı kanamalı hastalık olarak 1100 kişi keneden ölmüş 7. 1940’lı yıllarda özellikle Kırım yarımadasında çiftçiler ve askerler arasında yaygın olarak ortaya çıkmıştır. Keneler her bölgede ve her insanda değişik hastalıklar yayabilirler. Avrupa'da kene ısırığından sonra ortaya çıkan hastalıkların başlıcaları FSME ve Borreliose hastalıklarıdır. Ancak bu demek değildir ki bu hastalıklar sadece Avrupa'da görülür. Aynı şekilde Kırım Kongo hastalığına Avrupa'da ve Balkanlar’da da rastlanmaktadır. Bilinmelidir ki; keneler diğer hayvanların üzerinde tüm dünyayı gezebilmektedirler. Şu anda bilim adamları halen kene ısırıklarının niçin değişik hastalıklara neden olduklarını bilememektedirler. Sonuç olarak şu söylenilebilinir ki; keneler dünyanın her yerinde tehlikeli virüsleri insana veya hayvana aktarmakta sonu ölüme kadar gidebilen kalıcı hastalıklara neden olmaktadırlar. 0-6 yaş çocuklarında ise kene tarafından aktarılan virüsler çok az etkili olabilmektedir. Almanya Stuttgart'ta bilim adamları tarafından yapılan son araştırmada tütünden elde edilen, kene ısırığının etkisini azaltacak aşı üzerinde büyük ilerlemeler kaydedilmiştir. Her kene hastalığının değişik tedavi metotları mevcuttur. Yumuşak kenelerde (Argasidae) vücut şekli oval ve kafa ve ağız vücut altında gizlidir. Yumuşak keneler genellikle kuşlara ve kemirgenlere yapışırlar. Bu keneler insanlara da yapışabilir. Yumuşak keneler yarık ve çatlaklar, kemirgen hayvanlar yada çukurlarda yaşar. Sadece beslenmek için ortaya çıkarlar. Yumuşak keneler HİV dahil sıtma ve artan vücut ısısı şeklinde hastalıklara neden olurlar. Kene ısırılma riski herkes için vardır
Kene vücuda ulaşır ulaşmaz deri yüzeyinde ısırmak için en iyi alanı arar. Kene kan dolaşımının yoğun olduğu bir yerden yavaşça azıcık ısırır. Kene burada yaklaşık 10 gün süreyle yapışık kalır. Tabi ki erken dönemde fark edilip uzman kişilerce oradan uzaklaştırılmazsa. İnsan kenenin ısırdığını his etmez. Çünkü; kene salyası içinde olan bir tür uyuşturucu salgılar. Kimler Risk Altındadır? Hastalık genellikle meslek hastalığı şeklinde karşımıza çıksa da herkes risk altındadır. Ancak; • Tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar • Ziraat Mühendisleri (Zooteknisiler) • Veteriner hekimler ve diğer yardımcı sağlık personeli • Kasaplar • Mezbaha çalışanları • Sağlık personeli özellikle risk gurubudur. • Kamp ve piknik yapanlar, askerler ve korunmasız olarak yeşil alanlarda bulunanlar da risk altındadır (Anonim, 2008c). Keneler ile bulaşık Olan Bölgelere Girmekten Kaçının. Keneler ile bulaşık bir bölgede bulunmanız halinde, uzun boylu bitkilere değmekten kaçının, pantolonunuzun paçasını çorap içine koyarak geçin. Sonrasında vücutta kene kontrolü yapın. Vücutta Kene Kontrol Yerleri Genelde vücudun sıcak yerlerini seçerler. Keneler vücutta aşağıda belirlenen yerlere yapışabilir. Bunun için; • Koltuk altı • Ense ve Kulak içi ve çevresi • Göbek deliğinin içi • Eklem yerleri (Dizlerin arkası) • Saç ve kıllı bölgelerin içi ve çevresi • Karın, genital bölge ve bacak arası • Bel çevresi ve vücudun tamamını kontrol edin!!!! Kenenin Vücuttan UzaklaştırılmasıKenenin vücuttan en kısa sürede tamamen (hiçbir parçası kalmadan) uzaklaştırılması son derece önemlidir. Kene çıkarılırken çok dikkatli olunmalıdır. Aşırı sıkıştırmak yoluyla ezilmesi hastalık bulaştırma riskini artırır. Çeşitli metotlarla (yağla, cımbızla, elle, iple...) çıkarılmaya çalışılırken stres ve baskı altında bulunan kene, hızla salgıladığı sıvı ile çok tehlikeli bakteri ve virüsler aktarmaktadır. Geçirilen her bir dakika hastalığı kapma açısından riski arttırmaktadır. Kene, uzmanı tarafından çıkartılmalıdır. Aslında her kenenin hastalık taşımadığını da unutmamak gerekir. Eğer vücudunuzda keneye rastlarsanız; Sakin olunuz. Bu noktada önemli olan keneyi uygun bir şekilde uzaklaştırmaktır. Eğer mümkünse bir sağlık kuruluşuna baş vurun. Değilse; Keneyi çıkarmak için cımbız benzeri bir alet bulun. Keneyi tam olarak deriye en yakın noktadan kavrayın. Bu nokta kenenin ağız parçalarına karşılık gelir. Cımbızı yavaşça yukarı doğru çekin. Bu çekme esnasında keneyi ezip parçalamayın. Çünkü kenenin vücudunda bulunan sıvıda virus olabilir! Keneyi vücuttan uzaklaştırmak için alkol, kolonya, oje, aseton, gaz, petrol ürünleri ve benzeri kullanmayın! Bu maddeleri kullanırsanız virusu alma riskiniz artar. Çünkü kene refleks olarak tükürüğünü bırakabilir. Keneyi çıkarma esnasında ağız parçası kopabilir. Ancak bu parça herhangi bir sıvı içermediğinden büyük ihtimalle zararsızdır. Keneyi uzaklaştırdıktan sonra bölgeyi temizleyip sabunlu su ile yıkayın. Daha sonra en yakın sağlık kuruluşuna başvurun! Unutmayın! Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi olarak bilinen hastalık ölümlere neden Olmaktadır (Anonim, 2008abc) Kene Isırmasından Nasıl korunur En iyi korunma kene bulunabilecek alanlardan uzak durmaktır. Eğer bu alanlarda bulunmak durumunda isek de kenenin yapışmasını en aza indirecek önlemeler almalıyız. - Uzun kollu giysiler ve pantolon giyilmesi
- Pantolonun paçalarının çorap içine konulması
- Açık renkli giysiler giyilmesi (Eğer kene vücuda geçerse kolaca görünsün diye)
- Deri yüzeyine kene kovucu ilaç uygulanması şeklinde sıralanabilirdir.
Avrupa´da en önemli önlem olarak kene aşısı yapılmaktadır. Bu aşı daha çok tatilciler, izciler, kampçılar, ormancılar ve sporcular tarafından tercih edilmektedir. Keneler, 0-3 yaş arasındaki çocuklarda çok fazla etkili olamadıkları için aşı küçük yaştaki çocuklara yapılmamaktadır. Ancak doktorlar tarafından 6 yaşın üzerindekilere tavsiye edilmektedir (Anonim, 2008a). Kırım-Kongo kanamalı ateşinde(KKKA) etken nedir? Bunyaviridae ailesine bağlı Nairovirus soyundan virüslerin meydana getirdiği, Bu grup virüsler, 100 nm (nanometre) büyüklüğünde, Ribonükleik asit (RNA) içeren, heliksel kapsidli ve zarflı virüslerdir (Anonim, 2008c). Kırım-Kongo kanamalı ateşi nedir? Kırım-Kongo kanamalı ateşi (KKKA), Nairovirüslerin neden olduğu ateş, cilt içi ve diğer alanlarda kanama gibi bulgular ile seyreden kene kaynaklı bir enfeksiyondur. Son yıllarda tedavide görülen gelişmelere rağmen, bu enfeksiyonlarda ölüm oranları hala yüksektir. İnsanlarda klinik ve subklinik olarak seyreden, kenelerin vektörlük yaptığı ve insanlarda sendromlar halinde görülen önemli bir enfeksiyondur. İnsanlarda başlıca ensefalitler, kısa süren ateşli hastalıklar, kanamalı ateşler, poliartrit ile ön plana çıkan sendromlar şeklinde görülür (Anonim, 2008c). Kırım-Kongo kanamalı ateşi virusunun kimyasal ve fiziksel etkenlere karşı duyarlılığı nedir? Nairoviruslar dayanıksızdır, konakçı dışında yaşayamazlar. Bu viruslar 56ºC’de 30 dakikada inaktive olur, kanda 40 ºC’de 10 gün yaşayabilir, %1 hipoklorit ve %2 gluteraldehite duyarlıdır ve ultravviyole ışınları ile hızla inaktive olur. Ribavirine invitro duyarlıdırlar(Anonim, 2008c). Kırım-Kongo kanamalı ateşi virusu insanlara nasıl bulaşmaktadır? İnsanlar virüsü; Enfekte kenelerin yapışması/kan emmesi sırasında salgıladıkları tükürük salgısı ile, Enfekte kenelerin çıplak elle ezilmesi sırasında temasla, Viremik hayvanların kan ve dokuları ile temasla, Viremik hastalarla (kan ve diğer vücut sıvıları)temas ile olmaktadır (Anonim, 2008c). KKKA virusunun bulaşmasına etken olan kene nedir? yer yüzünde kaç türü bilinmektedir? Ülkemizde halk arasında kene, sakırga, yavsı, kerni gibi isimlerle bilinmektedir. Keneler zorunlu kan emici artropodlar olup dünyanın her bölgesinde yaşamaktadırlar. Keneler morfolojik olarak diğer artropodlardan farklı olup, vücutları tek bir parçadan oluşmuştur. Vücudun ön tarafında ağız organelleri yer almaktadır. Günümüzde yeryüzünde yaklaşık 850 kene türü bilinmektedir (Anonim, 2008c). Hastalık oluşması ve bulguları: Hastalık genellikle kene ısırığı ile virüsün bulaşmasından 1-3 gün sonra ortaya çıkar. Bu süre en fazla 9 güne kadar uzayabilir. Hasta hayvanın kan ve vücut sıvıları bulaşmış ise bu durumda hastalığın ortaya çıkışı 13 güne kadar uzayabilmektedir. Ateş, kırıklık, baş ağrısı, halsizlik, aşırı duyarlılık, kol, bacak ve sırtta şiddetli ağrı ve belirgin iştahsızlık bulguları ile başlar. Bazen kusma, karın ağrısı ve ishal olabilir. İlk günlerde yüz ve göğüste küçük cilt altı kanamaları, gözlerde kızarıklık, gövde, kol ve bacaklarda bir yere çarpmış gibi cilt altı kanamalar oluşabilir. Burun kanaması, kanlı kusma, kanlı dışkılama, kanlı idrar görülebilir. Vajinal kanamaya da rastlanabilir. Ağır olgularda hepatit, karaciğer, böbrek, akciğer yetmezlikleri oluşabilir. Tedavi: Diğer çoğu virüs hastalıklarında olduğu gibi bu hastalığın da doğrudan bir tedavisi ve etkili bir ilacı olmayıp daha çok destek tedavisi ve bulguları gidermeye yönelik tedaviler ve bazı antivirütik ilaçlar uygulanmaktadır. Erken dönemde başlanılan destek tedavi daha başarılı sonuç vermektedir. Geç başlanılan tedavi ve ağır seyredebilen hastalık öldürücü olabilmektedir. Hastalığa karşı aşı çalışması yürütülmekle birlikte henüz koruyucu bir aşı geliştirilememiştir (Fırat, 2008). Kaynaklar Kaya, G. 2008. Keneler, Bulaştırdıkları Hastalıklar ve Korunma Yolları. http://www.abveteriner.org/dosyalar/kenehasta.doc. Erişim:08.07.2008 Anonim. 2008a. http://www.tickner.info/5-1-Ticks.html. Erişim: 08.07.2008. Anonim, 2008b. http://www.saglik.gov.tr. Erişim:08.07 2008. Anonim, 2008c. http://www.kkgm.gov.tr/ Erişim.08.07.2008. Fırat, M. 2008. http://www.saglikbilgisi.gen.tr/kirim-kongo-kanamalari-atesi-hastaligi-kene-isirigi.html. Erişim:08.07.2008
|
Yorum (0) :: Bağlantı
|
• 9/7/2007 - HAYVANCILIK RAPORU
HAYVANCILIK RAPORU
DÖRT BİR YANINDAN TÜRKİYE'YE KAÇAK HAYVAN GİRİYOR. YEDİĞİMİZ ETLERİN NERDEYSE YARISI KAYITDIŞI VE KAÇAK.
TÜRKİYE NÜFUSU 1990'DAN BU YANA YÜZDE 26.9 ARTARKEN, HAYVAN VARLIĞI YÜZDE 33.7 AZALDI.
SON 25 YILDA KOYUN VARLIĞINDAKİ AZALMANIN ÜLKEYE MALİYETİ YILDA 3 MİLYAR DOLARI BULDU.
2010 YILINDA TÜRK HALKININ PROTEİN İHTİYACININ KARŞILANMASI İÇİN ET ÜRETİMİNİN YÜZDE 300, SÜT ÜRETİMİNİN YÜZDE 50 ARTIRILMASI GEREKİYOR.
ET VE SÜTTE PAZARLAMA AĞI KARMAKARIŞIK. ÜRETİCİ UCUZ SATIYOR, TÜKETİCİ PAHALI YİYOR, KARI ARACILAR PAYLAŞIYOR.
AYGÜN: İSTANBUL'U KURTARMAK İSTİYORSAK ÖNCE DOĞU VE GÜNEYDOĞU'YU KALKINDIRALIM
Ankara Ticaret Odası'nın (ATO), TÜİK, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Türk Veteriner Hekimleri Birliği, Veteriner Hekimleri Derneği ile Ankara Veteriner Hekimleri Odası kaynaklarından yararlanarak hazırladığı "Hayvancılık" raporuna göre, Türkiye'de hayvancılık sektörü topyekün alarm veriyor.
Türkiye'nin nüfusu 1990 yılından bu yana yüzde 26.9 artış gösterirken, hayvan varlığı tam tersine azaldı. 1990 yılında toplam hayvan varlığı (kanatlı hayvan hariç) 64 milyon 992 bin baş iken, 2005 yılı sonunda 43 milyon 86 bin 802 başa düşerek yüzde 33.7 azalma gösterdi.
1990 yılında 40 milyon 553 bin olan koyun sayısı yüzde 37.6 azalarak 25 milyon 304 bine, 10 milyon 977 bin olan keçi sayısı yüzde 40.5 azalarak 6 milyon 517 bine, 6 milyon 694 bin olan sığır sayısı da yüzde 45.7 azalarak 3 milyon 633'e geriledi.
KOYUN VARLIĞINDAKİ AZALMANIN MALİYETİ YILDA 3 MİLYAR DOLAR
Türkiye'nin tüm bölgelerinde koyun yetiştiriciliği yapılabilmekle birlikte, Orta, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri coğrafyaları itibariyle çok daha uygun... Neredeyse sıfır besi maliyetiyle üretim yapmak mümkün. Hatta bu bölgelerde olması gereken tek sektör hayvancılık.
Ancak son 20 yılda başta terör nedeniyle kırsal kesimde yaşayan ve hayvancılıkla uğraşan nüfusun sektörden uzaklaşmak zorunda kalması, Türkiye'nin koyun varlığında önemli azalmaya neden oldu. 1980 yılında 48 milyon baş olan koyun varlığı, 25 milyon başa geriledi.
Koyun varlığındaki 23 milyon baş civarındaki azalmanın ekonomiye maliyeti 3 milyar doları buldu. Sözkonusu azalma olmasaydı, yılda bu miktardan 13 milyon baş koyunun kesime verilmesi gerektiğinden karkas ağırlığının ortalama 20 kilo ve kilo başına en düşük fiyatın 7 YTL olduğu dikkate alındığında 1 milyar 820 milyon YTL eti karşılığı, 10 milyonunun 4 ay süreyle sağılacağı ve koyun başına 0.5 litre süt verimi ve bir litre sütün 400 YKR olduğu hesaplandığında 240 milyon YTL sütü karşılığı; koyun başına 1 kilo yapağı elde edileceği ve yapağının kilo fiyatının 5 YTL olduğu hesaplandığında 115 milyon YTL yapağısı karşılığı olmak üzere toplam 2 milyar 175 milyon YTL (1 milyar 531 milyon dolar) yıllık gelir kaybına yol açtı.
Bu gelir kaybına, göçle gelen nüfusun metropollerde yol açacağı kentsel hizmetlerin maliyet artışı eklendiğinde, ülke ekonomisinde yaklaşık 3 milyar dolarlık bir kayba yol açtı.
Tarımda ileri ülkelerin çoğunda hayvancılığın tarımsal üretim içindeki payı yüzde 50'nin üzerindeyken, (Fransa'da yüzde 60, İngiltere'de yüzde 70 ve Almanya'da yüzde 75) bu oran Türkiye'de yüzde 25-30 seviyesinde. Türkiye'de yaklaşık 4 milyon tarım işletmesinin yüzde 96'sında bitkisel üretim ile hayvancılık birlikte yapılıyor. Yalnızca hayvansal üretim yapan işletme oranı ise yüzde 4. Hayvancılıkla uğraşan işletmelerde ise hayvan sayısı düşük. Türkiye'deki işletmelerin yüzde 72'sinde 1-4 baş hayvan bulunuyor.
TARIMSAL GELİR DÜŞTÜ
Uygulanan makro ekonomik politikaların etkisiyle tarım nüfusundaki azalma hayvan varlığının azalmasına neden oldu. 1990 yılında kırsal kesimi nüfusun yüzde 48.8'ini oluştururken, 2005 yılında, toplam nüfus içinde kırsal kesiminin payı yüzde 38.1'e geriledi. Aynı süreçte, bu kesimin GSYİH'dan aldığı pay da düştü. 1990 yılında GSYİH içinde çiftçilik ve hayvancılığın payı yüzde 15.8 iken, 2005'te bu oran yüzde 11.5'e düştü.
Sözkonusu dönemde Türkiye'de kişi başına gelir 2 bin 682 dolardan, 5 bin 8 dolara çıkarak yüzde 87 artış gösterirken, tarım kesiminin kişi başı geliri bin 29 dolardan, bin 764 dolara yükselerek sadece yüzde 71 artabildi.
HAYVANSAL PROTEİN AÇIĞI ARTIYOR
İnsanların sağlıklı yaşayabilmeleri, özellikle de zihinsel kapasitelerini yeterli düzeyde kullanabilmeleri için düzenli olarak protein tüketmeleri gerekiyor. Dengeli beslenme için bir insanın kilo başına günde 1 gram proteine ihtiyaç duyduğu belirtiliyor. Örneğin, 75 kilogram ağırlığındaki bir insanın günde 75 gram protein tüketmesi, bunun da 35 gramının et, süt, yoğur, peynir, yumurta gibi hayvansal proteinlerden oluşması gerekiyor. (Et ve et ürünlerindeki hayvansal protein miktarı gramıyla eş değer değildir. Örneğin 1 kilogram ette 150-200 gram protein bulunmaktadır.)
Gelişmiş ülkelerde kişi başına günlük 219 gram et, 950 gram süt tüketilirken, Türkiye'de 35.6 gram et, 465 gram süt tüketiliyor.
Yapılan çalışmaya göre, nüfusun 80 milyona ulaşacağı 2010 yılında, toplumun hayvansal protein yönünden dengeli beslenmesi için et üretiminin yüzde 300 artırılarak yılda 2 milyon 920 bin tona, süt üretiminin de yüzde 50 artırılarak yılda 16 milyon 790 bin tona çıkarılması gerekiyor.
HAYVANSAL ÜRETİMDE VERİMLİLİK DÜŞÜK
Türkiye, dünyada görülen deli dana (BSE) başta olmak üzere pek çok hayvansal hastalığı olmaması nedeniyle şanslı ancak sahip olduğu hayvan varlığının çoğunluğunun yerel ırktan oluşması hem süt hem de ette verimliliği düşürüyor.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü FAO'nun 2004 yılı verilerine göre, AB-15'de sığır ve dana karkas verimi 278,2 kg iken koyun ve kuzu karkas verimi 14,8 kg seviyesinde. Türkiye'de ise sığır ve dana karkas verimi 180 kg, koyun ve kuzu karkas verimi ise 18 kg seviyesinde.
Türkiye, koyun ve keçi karkas verimlerinde AB ülkelerinden iyi durumda olmakla birlikte sığır ve dana karkas veriminin düşük olması kültür ırkı ağırlıklı üretim yapılması gerektiğini ortaya koyuyor. Aynı tablo süt üretiminde de kendini gösteriyor. Türkiye'de ineklerde süt verimi ortalama yıllık 1.7 ton iken gelişmiş ülkelerde bu miktar 6 tona çıkabiliyor.
YEDİĞİMİZ ETİN YARISI KAÇAK
Türkiye'de yılda 1 milyon ton kırmızı et tüketiliyor. Resmi verilere göre, kesilen hayvanlardan elde edilen et miktarı 400-450 bin ton civarında. Aradaki fark Türkiye'de 550-600 bin tonluk etin kayıtdışı ve kaçak tüketildiğini ortaya koyuyor.
Türkiye'de kaçak et tüketiminin birinci nedeni et fiyatlarının yüksekliği... Türkiye, kilosu 8-10 Euro ile eti en pahalı tükeken ülke. AB ülkelerinde etin kilosu 2.5-3 Euro, Japonya'da 1 Euro düzeyinde.
Üreticilerin, Hayvan Sağlık Zabıtası Kanunu gereği insan sağlığına uygun olmadığı için mezbahalarda imha edilen hayvanlar nedeniyle uğradığı zararı sineye çekmek zorunda kalmaları, hayvanlara yönelik sigorta hizmetlerinin başlamamış olması ve mezbahalarda kesim yaptırma maliyetinin yüksekliği kaçak ve kayıtdışılığın diğer nedenlerini oluşturuyor.
Türkiye'ye kaçak hayvan girişi, sınırlardan özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da Van, Hakkari ve Şırnak'tan, Trakya'da Edirne'den, Akdeniz Bölgesi'nde özellikle Mersin'den, Karadeniz Bölgesi'nde de Trabzon'dan yapılıyor.
İran'dan yapılan hayvan kaçakçılığının, Doğu Anadolu Bölgesi'nde yapılan hayvancılığa darbe vurmakla birlikte, bölge halkı için geçim kaynağı haline geldiği kaydediliyor.
Kaçak giren etin rakamsal bilançosunun ise yaklaşık 5 milyar YTL olduğu hesaplanıyor. Türkiye'ye kaçak hayvan girişi vergi kaybı da oluşturuyor.
Türkiye'de hayvan kaçakçılığı Emniyet'in düzenlediği Buffalo Operasyonu'yla da gündeme geldi. İstanbul, Ankara, İçel, Antalya, Bursa ve Mardin'de eşzamanlı gerçekleştirilen operasyonlarda tonlarca ete el konuldu. Yolsuzluğun boyutunun ise yaklaşık 500 milyon YTL olduğu belirtildi.
SÜT ÜRETİMİ
1990 yılında 8 milyon tonu inek, 1.1 milyon tonu koyun, 337 bin tonu keçi ve 174 bin tonu manda sütü olmak üzere 9.6 milyon ton milyon ton olan süt üretimi 2005 yılında 11.1 milyon tona çıktı. Süt üretimi içinde inek sütü üretiminde yüzde 25.9 artış görülürken, koyun sütü üretiminde yüzde 31, keçi sütü üretiminde yüzde 24.8, manda sütü üretiminde ise yüzde 78.1 azalma yaşandı.
SOKAK SÜTÇÜSÜ GÖZDE
Süt üretimi tarım sektör içinde yüzde 8.4, hayvancılık sektörü içinde ise yüzde 24.3'lük bir paya sahip. Hayvancılığı gelişmiş ülkelerde üretilen sütün yüzde 90-95'i modern tesislerde işlenirken, Türkiye'de üretilen sütün yaklaşık yüzde 13'ü modern fabrikalarda, yüzde 47'si büyük işletme ve mandıralarda değerlendiriyor. Geri kalan yüzde 40'lık bölüm ise süt üreticileri tarafından bireysel olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle Türkiye'de halen sokak sütçülüğü hem satıcı için hem alıcı için gözde...
ÜRETİCİ UCUZ SATIYOR, TÜKETİCİ PAHALI ALIYOR
Türkiye'de et ve sütte pazarlama ağı karmakarışık. Üretici, beslediği hayvandan elde ettiği bir kilogram eti, maliyetini bile karşılamaktan uzak olan 8 YTL 250 YKR'a satarken, sütün üreticiden çıkış fiyatı ortalama 450 YKR. Tüketici ise eti 14 YTL ile 20 YTL arasında değişen fiyatlarla, sütü ise 1 YTL 100 YKR ile 1 YTL 900 YKR arasında değişen fiyatlarla tüketiyor. Aradaki yüzde 100'ü aşan kar aracıların eline geçiyor.
Süt fiyatının pahalı olmasının nedeni tekel pozisyonundaki üretici şirketlerin fiyatlandırmada etkin olmaları. Süt Endüstrisi Kurumu (SEK) özelleştirme öncesi kurulu kapasitenin yüzde 27'sine sahip olmasına rağmen tekelleşmeye engel olabilirken, özelleştirme sonrasında bu alan firmaların insafına terk edildi.
ÜRETİCİ BİRLİKLERİ
Ülkemizde canlı hayvan alımları hayvan panayırları, belediye hayvan pazarları ve hayvan borsalarında gerçekleşiyor. Türkiye'de canlı hayvan ve ette, şekli ve aracı sayısı bölgelere göre değişen bir pazarlama yapısı mevcut ve bu yapı üreticiye fiyat ve alım garantisi sağlayamadığı gibi, sanayinin de hammaddeye ulaşmasında sıkıntı yaşatıyor. Her ne kadar büyük sanayi işletmeleri üreticilerle anlaşarak, sözleşmeli üretim yoluna gitse de bu sistem tüm Türkiye için geçerli bir yöntem olmaktan uzak. Türkiye'de üreticilerin yaşadıkları sıkıntıları aşabilmeleri için yapılan yasal düzenlemenin ardından üretici birlikleri kurulmuş olsa da bu birlikler henüz sektörün sıkıntılarını karşılamaktan uzaklar.
İTHALAT
Türkiye'de 1996 yılından bu yana yapılmayan et ithalatı, AB'nin ilerleme raporlarında ele alması ve damızlık yetiştiricilerinin ihtiyacı nedeniyle Türkiye gündeminde sürekli tartışılıyor. Türkiye ve AB tarım ürünleri ticaretinde en son alınan 1/98 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı uyarınca AB'den her yıl 19 bin ton et ithal etmesi için Türkiye'ye tarife kontenjanı açılmasına karşın, Türkiye deli dana (BSE) hastalığını gerekçe göstererek et ithalatı yapmadı. Tercihli ticaret rejimi kapsamında AB'nin de Türkiye'den gümrük vergisiz olarak her yıl 200 ton koyun ve keçi eti ithalat etmesi gerekiyor ancak AB de sağlık şartlarını yerine getirmediği gerekçesiyle Türkiye'den et ithalatı yapmıyor.
Türkiye resmi olarak et ithalatı yapmıyor olsa da kaçak yoldan yurda sokulan hayvanlarla gayriresmi olarak et ithalatı gerçekleştiriyor.
ATO BAŞKANI AYGÜN
ATO Başkanı Sinan Aygün, Türkiye'de hayvancılığın tarımın bir alt sektörü olarak değerlendirildiğini oysa başlıbaşına bir sektör olduğunu söyledi. Uygulanan yanlış tarım ve hayvancılık politikaları nedeniyle bugün hayvan sayısının azaldığına ve kaçak et sorunu yaşandığına dikkat çeken Aygün, şunları söyledi:
Hayvancılık sektörü, Türkiye'de göç sorununun kriz haline gelmesini engelleyen başlıca sektördür, kırsal kalkınmanın anahtarıdır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun toprağı Allah vergisi bir şekilde hayvancılık yapmaya çok uygun. Hükümet sadece üretmek için değil, toplumsal huzur için de hayvancılığa sahip çıkmalıdır. Hayvancılık sektörüne ait sanayi yatırımları için Doğu ve Güneydoğu Bölgeleri teşvik edilmelidir. İstanbul'u kurtarmak istiyorsak önce Doğu ve Güneydoğu'yu kalkındıralım. Bu bölgeler kalkınırsa, vatandaşlar İstanbul'a göç etmek zorunda kalmaz. " dedi.
http://www.atonet.org.tr/yeni/index.php?p=825&l=1
|
Yorum (0) :: Bağlantı
|
• 2/6/2007 - Hayvan Genetik Kaynakları
Türkiye’de Hayvan Genetik Kaynaklarını Korunma Çalışmaları
Conservation Studies of Animal Genetic Resources in Turkey
Ayhan Ceyhan
Marmara Hayvancılık Araştırma Enstitüsü, 10200 Bandırma/BALIKESİR
Özet
Dünyada az sayıda hayvan türü, hayvansal üretim amacı içi evcilleştirilmiş ve üretimin yaklaşık %90’ı bu türlerden üretilmektedir. Son zamanlarda bu türler arasında ırklar ve hatlar hızla azalmaktadır. Çevre koşullarına şimdi iyi adapte olan ıslah edilmiş ırklar, gelecekte yeni koşullara adapte olamayabilirler. Bu yüzden çok ekonomik olmayan yerli gen kaynaklarının korunması son derece önemlidir. Yerli genetik kaynaklar gelecekte yapılacak seleksiyon çalışmları, kötü koşullara uyum, hastalıklara dayanıklılık ve diğer konular için bir kaynak olabilir. Pek çok gelişmekte olan bölgede, yerli ırklar çoğu kez verimli bir üretim aracı değildir. Fakat bu ırklar özellikle iklim, besleme, hastalıklar ve parazitler gibi çevre koşullarına uyum sağlamışlardır. Dünyada son yıllarda genetik kaynaklarının korunması konusunda çalışmalarda hızlı bir artış gözlenmektedir.
Abstract
A small number of species are domesticated and used for animal production: Animal production has been approximately 90 % of the total production from these species. Nowadays among these species, the number of breeds and lineages are declining. Some improved breeds appearing to be well adapted to environment now, may not be adaptable of new conditions in the future. Because it is very important to protect and keep traditional breeds which are not preferred presently. They migh be a resource of genes for future selection works, with objectives of adaptation to adverse condition, disease tolerance, etc. In many developing regions, local breeds are often not very efficient interm of productivity. But they are particularly adapted to environmental conditions: climate, feed, diseases and parasites. A rapid increase has seen on world’s genetic resource conservation studies in recent years.
KORUMA NEDENLERİ
Hayvan genetik kaynakların korunmasının temelde üç nedeni vardır. Bunlar; ekonomik potansiyelleri, bilimsel çalışmalarda kullanım olanakları ve kültürel nedenlerdir (Henson, 1992 ve Ertuğrul ve ark. 2000). Hayvan genetik kaynakları, biyolojik çeşitliliğin bir unsuru olup insanların gıda ve tarım alanında ihtiyaç duyduğu talebi karşılamakta, gıda güvencesi ve hayvancılığın geliştirilmesinde hayati önem taşımaktadır. Özellikle çiftlik hayvanlarının yok olması doğrudan insan yaşamı ile ilişkilidir ve konunun ekolojik yönü yanında sosyo-ekonomik yönü de bulunmaktadır. Yapılan ıslah, melezleme çalışmaları ve son yıllarda hayvan ithallerinin hız kazanması, diğer ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de aynı sonucu doğurmuş; genetik çeşitliliğin azalması veya kaybolması tehlikesini beraberinde getirmiştir. Ülkemizde ırk özelliklerine dayalı detaylı bir sayım yapılamadığından ırkların bugünkü sayıları hakkında kesin rakamlar vermek mümkün olmamakta ve hangi ırkların tehdit altında olduğu açıkça ortaya konamamaktadır. Diğer yandan, yerli ırklardan ekonomik beklentilerin karşılanmaması sonucu (Okumuş ve Mercan 2004) her geçen gün yerini yüksek verimli hayvanlara bıraktığı, hatta bazı ırkların daha tam olarak tanımlanamadan yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kaldığı bilinmektedir. Adaptasyon yeteneği yüksek yerli ırklarımızın korunması ile ıslah çalışmalarına temel oluşturacak genetik çeşitlilik kaybedilmeden, melez üstünlüğünden yararlanılabilecektir. Yakın gelecekte, çevresel değişikliklere bağlı olarak oluşacak sorunların çözümünde yerli ırkların sahip olduğu kimi genler ticari bir unsur olarak karşımıza çıkabilir. Bölgelerin kültür ve geleneğinin parçası olan yerli ırklar, eğitim ve araştırma materyali olarak kullanılarak temel biyolojik ve fizyolojik araştırmalar, besleme ve üreme veya farklı fizyolojik ve genetik seviyelerde iklime dayanıklılık çalışmalarının yanında genetik olarak farklı olan ırkların hastalıklara karşı direnç çalışmalarında kullanılabilir (Anonim, 2004), yerli ırk koleksiyonu gelecek nesillere bırakılacak genetik bir miras olması nedeni ile korunmalıdır (Anonim, 2005 ve Soysal ve ark. 2004).
MEVCUT DURUM
Dünyada birçok etkene bağlı olarak hayvan genetik kaynakları tür, ırk ve gen düzeyinde azalmakta yada yok olmaktadır. Bu durum biyolojik çeşitliliğin temel özelliği olan genetik varyasyonu iyice azaltmaktadır. Bu azalış tüm dünyada olduğu gibi Türkiye içinde söz konusudur ve yaklaşık 25 milyon koyun, 6.5 milyon keçi ve 10.5 milyon sığır bulunmaktadır (DİE, 2005). Hayvansal genetik çeşitliliğin azalması gelecekte ortaya çıkabilecek kuraklık, hastalık gibi felaketler veya sosyo-ekonomik değişiklikler sonucu ihtiyaç duyulabilecek yeni genotipleri geliştirme şansımızı kayıp etmek anlamına gelmektedir.
Dünya genelinde sığır, koyun, keçi, at, domuz, manda ve eşek türleri dahil toplam 2944 ırktan 2126 sının sayısal mevcudu bilinmekte ve bunların 498’i yok olma riski altındadır (Ertuğrul ve ark. 2000). Yine dünyada gelecekte 70 inek, keçi, koyun, domuz, at ırkı veya kümes hayvanlarının nesli tükeneceği sanılmaktadır.
Dünyada hayvan gen kaynaklarının korunmasına ilişkin görüşler ve buna bağlı olarak da koruma girişimlerinin geçmişi 1960’lı yıllara uzanmaktadır. Bu çalışmalar; resmi, sivil, özel ve gönüllü kurum ve kuruluşlar tarafından etkin bir şekilde yürütülmeye çalışılmaktadır. Türkiye’de hayvan gen kaynaklarının korunmasına ilişkin görüşlerin ortaya atılması 1980’lerin ikinci yarısına rastlar (Ertuğrul ve Akın 1988). Türkiye’de genetik kaynakların idaresi Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından koordine edilmektedir. Evcil genetik kaynakların korunması projesi 1995 yılında başlatılmıştır (Akın 2004). Çalışmalar, Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü’nün (TAGEM) görev, yetki ve sorumlulukları çerçevesinde yürütülmektedir. Hayvan Islahı yasası 10.03.2001 tarihinde ve bu yasa uyarınca hazırlanan “Hayvan Gen Kaynaklarının Korunması Hakkında Yönetmelik” 19.03.2002 tarihinde yayımlanmıştır. Hayvancılığın desteklenmesi hakkında uygulama esasları tebliği de 8 mart 2006 tarihinde yürürlüğü konulmuştur. Diğer yandan Tarım ve Köy İşleri Bakanlığının desteğiyle, 10 üniversitenin işbirliğinde yürütülecek ve 'TÜRKHAYGEN-1' projesi 2007 yılında başlatılmış ve yerli genetik kaynakların yumurta hücreleri, sperm ve embriyo gibi canlıya dönüşebilecek materyalleri toplanarak gen bankasında korunması sağlanacaktır.
Hayvan genetik kaynaklarının korunması projesi kapsamında 9 koyun ırkı (Dağlıç, Herik, Kıvırcık, Sakız, Gökçeada, Hemşin, Çine Çaparı, Karagül, Norduz), 3 keçi ırkı (Ankara keçisi, Honamlı keçisi ve Kilis Keçisi), 6 sığır ırkı (Yerli Kara, Kilis Sığırı, Yerli Güney Sarısı, Boz ırk, Doğu Anadolu kırmızısı, Zavot) ve 1 Manda ırkı (Anadolu Mandası) yerinde koruma altına alınmıştır.
Yerli sığır genetik kaynaklarından Yerli Kara, Boz Irk, Doğu Anadolu Kırmızısı, Kilis Sığırı, Kultak Sığırı ve Zavot sığırları yok olma tehdidi altında bulunurken, Halep Sığırı, Çukurova Sığırı, Dörtyol Sığırı, Kırım (leh) Sığırı, Kıbrıs Sığırı, Seferihisar Sığırı, Kafkasya Sığırı, Malakan Sığırı Diyarbakır Sığırı, Karacadağ Sığırı, Urga Sığırı, Siyah (Kalmuk) Sığırı, Eleşkirt Sığırı ve Karaisalı Sığırıları yok olmuştur (Ertuğrul ve ark. 2000 ve Demirulus 2004).
Yerli koyun genetik kaynaklarından Akkaraman, Morkaraman, Ulaş Akkaraman, İvesi, Karayaka ve Gökçeada ırkları için tehdit yok, Güney Karaman, Dağlıç, Herik, Tuj, Kıvırcık ve Hemşin koyunları için tehdit altındadır. Sakız, Çine Çaparı ve Norduz koyunları ise ağır tehdit altında olan ırklardır. Diğer yandan Karakaçan, Ödemiş ve Halkalı yok olmuş koyun ırklarındandır (Kaymakçı ve ark. 2000, Ertuğrul ve ark. 2000).
Yerli keçi genetik kaynaklarından Kıl ve Kilis keçisi için tehdit yok, Ankara keçisi tehdit altında bulunurken, Malta ve Norduz keçisi ağır tehdit altına olan keçi ırklarıdır. Yerli genetik kaynakların korunmasında temel yaklaşım her ırkın kendi doğal yayılma bölgesinde, yeterli sayıda hayvanın korunması şeklinde devam etmektedir.
KORUMA YÖNTEMLERİ
Hayvan genetik kaynakların korunması için uygulanan temelde 3 metot vardır (Henson 1992; Ertuğrul ve ark. 2000; Sørensen, 2003 ve Demirulus; 2004).
1- Yerinde Canlı Koruma (İn-situ): Bu yöntemde hayvanlar doğal yetiştirme bölgelerinde yeterli büyüklükte sürüler halinde korunur.
2- Dondurarak Koruma (Ex-situ): Koruma altına alınan canlı genetik materyalden uygun yöntemlerle alınan yumurta, embiryo, spermin dondurularak (-196 derece sıvı azotta) saklanması esasına dayanmaktadır.
3- Genetik bilgiyi, DNA seğmenti olarak koruma: DNA, dondurulmuş kan örnekleri veya diğer hayvansal dokular yada DNA parçaları (seğmentleri) gibi genetik bilgilerin uygun koşullarda saklanması yöntemdir.
Türkiye’deki genetik kaynaklarının korunma projesi yerli genetik kaynakların yetiştirme bölgesine yakın araştırma enstitülerinde koruma şeklinde başlamış, daha sonra yerinde koruma ve dondurarak koruma şeklinde proje devam etmektedir.
SORUNLAR
Yerli hayvanların düşük verimli olması nedeni ile yetiştiricilerin ellerinde bulunan yerli hayvanları kültür ırkları ile melezleme yapılması yerli gen kaynaklarının hızlı bir şekilde sayısal olarak azalmasına neden olmaktadır. Tarımın entansifleşmesi ve insan nüfusunun artması ile birlikte ihtiyaçlarda artmaktadır. Bunun getirdiği baskılar nedeniyle sürekli olarak yüksek verimli genotiplere gereksinim duyulması ve yerli hayvanların sayısı azalmakta fakat kültür hayvanlarının sayısı artmaktadır. Koruma yöntemlerinin pahalı ve uzun süreç gerektirmesi nedeniyle mali zorlukları beraberinde getirmektedir. Yerli gen kaynaklarının korunması çalışmalarına kamu kurumları kadar, özel sektör, yetiştirici birlikleri ve diğer sivil toplum kuruluşlarından yeteri kadar destek alınamamıştır. Yerli hayvanların ırk düzeyinde sağlıklı envanterinin olmaması nedeniyle hangi ırkın ne ölçüde tehdit altında olduğu konusunda belirsizlikler oluşturmaktadır. Diğer yandan genetik kaynakların korunup saklandığı ve araştırma faaliyetlerini koordine edilip yönetildiği bir enstitünün bulunmaması sorunlar arasında sayılabilir.
ÖNERİLER
Son yıllardaki yerli genetik kaynakların korunması ile ilgili yapılan çalışmalar ve elde edilen deneyimler doğrultusunda öneriler aşağıda sıralanmıştır.
Yerli genetik kaynakların detaylı envanter kayıtlarının çıkarılması ve hangi ırk yada genotiplerin risk altında olduğu saptanmalıdır. Yerli genetik kaynaklarının, gelecekte sunabileceği muhtemel faydaları ve önemi basın yayın organları aracılığı ile kamuoyunun bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi gereklidir. Yerli hayvan yetiştiricileri ekonomik yönden ve kurulan birlikler ise teknik yönden daha fazla desteklenmelidir
Genetik kaynakların korunma çalışmaları yerinde koruma (in-situ) ve dondurarak koruma (ex-situ) yöntemlerinin aksatılmadan yürütülmesi zorunludur. Bugün tehdit altında olmayan yerli hayvan yetiştiricileri ve ilgili birlikler ile iletişim kurulmalıdır. Ülkemizin sahip olduğu genetik çeşitlilik gelecekte etkili bir güç olarak değerlendirilmelidir. Tarımın entansifleşmesine bağlı olarak yerli genetik kaynakların doğal yayılma alanlarından uzaklaştırılmasına izin verilmemeli, gerekirse her ırka özel yetiştirme alanları ilan edilmelidir.
KAYNAKLAR
Akın, O. 2004. Annual Report On Angr Activities In Türkiye 10th Erfp Workshop On Animal Genetic Resources. Bled. 04 September 2004.
Anonim, 2004. Biyoteknoloji ve Gen Teknolojileri Stratejisi Vizyon 2023 Projesi Biyoteknoloji ve Gen Teknolojileri Strateji Grubu. Ağustos 2004. Ankara
DİE, 2005. Türlere Göre Canlı Hayvan Sayısı.www.die.gov.tr.
Demirulus, H. 2004. “Hayvansal Gen Kaynakları” Ne Durumda? Ekoloji Magazin Dergisi. Sayı : 1.Sayı (Ocak - Mart 2004). http://www.ekolojimagazin.com/
Henson, E.L. 1992. In Situ Conservation of Livestock and Poultry. Food And Agriculture Organızatıon of The United Natıons Rome, © Fao And Unep 1992 M-22 Isbn 92-5-103143-6.
Ertuğrul, M., Akman, N., Dellal, G., Goncagül, T., 2000. Hayvan Gen Kaynaklarının Korunması ve Türkiye Hayvan Gen Kaynakları. Türkiye Ziraat Mühendisliği V. Teknik Kongresi (2 CİLT) Yayın No:38, Ankara.
Mercan, L., Okumuş, A., 2004. Hayvancılıkta Genetik Çeşitlilik Ve Dad-Is 4. Ulusal Zootekni Bilim Kongresi. http://4uzbk.sdu.tdu.tr/index.htm
Sørensen, P., 2003. Denmark's Country Report on Farm Animal Genetic Resources. Ministry of Food, Agriculture and Fisheries Danish Institute of Agricultural Sciences.
Kaymakçı, M., Eliçin, A., Tuncel, E., Pekel, E., Karaca, O., Işın, F., Taşkın, T., Aşkın, Y., Emsen, H., Özder, M., Selçuk, E., Sönmez, R., 2000. Türkiye’de Küçükbaş Hayvan Yetiştiriciliği. Türkiye Ziraat Mühendisliği V. Teknik Kongresi, 17-21 Ocak 2000, Ankara
Anonim, 2005. Gelişmelere İlişkin Değerlendirmeler ve Kararlar Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu Onikinci Toplantısı. 08 Eylül 2005. Ankara
Soysal, M.I., Tuna, Y.T., Gürcan, E.K., Özkan, E. 2004. Farms In Turkey: Sustainable Development in The Preservatıon of Anımal Genetıc Resources in Turkey And in The World. Trakia Journal of Sciences, Vol. 2, No. 3, pp 47-53, 2004
|
Yorum (1) :: Bağlantı
|
• 27/1/2007 - Keçi Irkları
Dünyada Yetiştiriciliği Yapılan Önemli Sütçü Keçi Irkları
Dr. Ayhan CEYHAN
Marmara Hayvancılık Araştırma Enstitüsü, Bandırma/Balıkesir
Hayvan Yetiştirme ve Islahı Bölümü
Özet
Süt üretimi milattan önce 6000 yılında başlamıştır. Bugünkü sütçü hayvanlar yıllar önce yerle ırkların seleksiyon ve melezleme yoluyla geliştirilmesiyle elde edilmiştir. Evcil hayvan türleri arasında keçinin önemli bir yeri vardır. Ekonomik önemi fazla olan türlerden birisidir. Bunu keçinin ilk evcilleştirilen hayvan türlerinden birisi olmasına, cüsselerinin küçük, selülozca zengin kaba yemleri yüksek oranda sindirebilmeleri ve değişik çevre koşullarına kısa sürede uyum göstermesine bağlıyabiliriz. Keçiler daha çok merada otlamaya elverişli ise de entansif bakım ve beslemeye de iyi cevap veren hayvanlardır. Tropik ve subtropik iklimlerdeki keçi ırkları, genellikle yüksek süt verim kapasitesine sahiptir.
M.Ö. 9000-7000 yıllarında Orta Doğu’da evciltildiği düşünülmektedir. Halen dünyada yetiştirilmekte olan evcil keçi ırklarının 3 yabani keçiden köken aldığı kabul edilir. Bunlar; Capra prisca adamets (kılıç boynuzlu), Capra falconeri (burgu boynuzlu) ve Capra aegagrus (hilal boynuzlu) yabani keçi ırklarıdır (Özcan 1989, Anonymous 2002). Bu bröşürde dünyada yetiştiriciliği yapılan önemli süt keçi ırklarının verim özellikleri ortaya konulmuştur.
Sütçü Keçi Irkları
Süt tipi keçi ırkları arasında Saanen, Toggenburg, Malta, Beyaz Alman Asil, Nubya, Alpin, Damascus ve Kilis keçileri sayılabilir.
En önemli süt keçisi ırklarının genel özellikler bu notta özetlenmiştir. Bu keçi ırklarının dış yapıları özellikleri genellikle bir birine benzerdir. Ortak özellikleri olarak keçiler dik kulaklı, hafif ve düz başlı, tehlike anında zarif karaca görünüşlü olmalarıdır.
Saanen Keçisi
İsviçre’nin Saanen vadisinde yetiştirilen ve buradan yayılan bir keçi ırkıdır. Bu ırk dünyanın hemen hemen her tarafına götürülmüştür. Genel olarak adaptasyon yeteneği yüksek, sağlam konstitüsyonlu bir ırktır. Saanen keçileri kabak, erkekleri boynuzludur.
Genel olarak keçiler küpeli, kısa ve beyaz tüylüdür. Meme iki but arasına iyi yerleşmiş olup koltuk tipi bezel memedir. Gelişme hızı, süt ve döl verimi yüksektir. Genellikle 2-5 başlık gruplar halinde aile işletmelerinde yetiştirilir. 1959’lı yılların başında Türkiye’ye de getirilmiş ve halen saf ve melez olarak yetiştirilmektedir (Haris and Frederick.1996, Kaymakçı ve Aşkın 1997, Özcan 1989, Şengonca, 1974).
Verim Özellikleri
Saanen ırkının en önemli özelliklerinden birisi olan farklı iklim koşullarına uyma yeteneği sayesinde, götürüldüğü yerlere çok çabuk adapte olabilmektedir. Saanen keçileri yemleme ve mera koşullarına karşı çok duyarlıdır. Yüksek verim yeteneği ancak iyi bakım ve besleme koşullarında ortaya çıkar. Saanen keçilerinde yemden yararlanma yeteneği yüksektir ve erken çağda cinsi olgunluğa ulaşırlar ve hızlı ürerler. Bu da, Saanen ırkının yetiştirme yönünden en önemli avantajlarındandır. Döl verimi yüksek olan ırk, genellikle ikiz yada üçüz doğum yaparlar. Canlı ağırlık ortalamaları erkeklerde 70 kg, dişilerde 50 kg’dır. Ortalama 2.5 yaşında süt verimi 750 kg ve laktasyon süresi 280 gün’dür. Elit dürülerde laktasyon süt verimi bir ton ve laktasyon uzunluğu 300 gün olarak saptanmıştır. Sütte yağ oranı % 3.4-3.6 civarındadır Bir batımda oğlak sayısı 1.7-1.8 arasındadır (Kaymakçı ve Aşkın 1997, Özcan 1989, Şengonca , 1974).
Toggenburg Keçisi
İsviçre keçi ırklarındadır. Vücut kahve-kırmızı karışımıdır. Gözlerden ağza kadar, sağ ve soldan aşağı doğru inen beyaz renkli iki adet akıtması vardır. Süt keçilerinin genel dış yapı özelliklerine sahiptir. Çok çeşitli iklim ve çevre koşullarına kolaylıkla uyum sağlayabilmektedirler. Erkek ve dişiler boynuzsuzdur. Memeler iyi gelişmiştir. Gerdanın her iki yanında yer alan ve “küpe” adı verilen birer deri uzantısı vardır. Gerdandaki bu küpeler ırk için karakteristiktir (Haris and Frederick,1996).
Verim Özellikleri
Latasyon süt verimi ortalama 700 kg olup, yaklaşık 275 gün sağılmaktadırlar. Dişiler ortalama canlı ağırlık 45-50 kg, erkekler 65–75 kg civarındadır. Döl verimi yüksek ve ırk erken gelişme yeteneğine sahiptir.
Malta Keçisi
Malta adasında Nubya ve Damascus keçisi ile Nursiye keçilerinin süt verimini artırmak amacıyla yapılmış melezleme sonucu geliştirilmiş bir keçi ırkıdır. Akdeniz ülkelerinde küçük gruplar halinde yetiştirilir. Türkiye’de Ege ve Marmara kıyı şeridinde, özellikle İzmir çevresinde Çeşme ve Kuşadasında bulunur. Malta keçilerinde renk çoğunlukla kahverengi alacadır. Deri ince, vücudu örten kıllar kısa ve incedir. Kulaklar uzun ve sarkıktır. Memeler iyi gelişmiş olup, üzerindeki damarlar belirgindir. Diğer süt keçilerinde olduğu gibi vücut önden arkaya genişleme gösterir.
Verim Özellikleri
Keçilerin ergin canlı ağırlığı 35-40 kg, erkeklerin canlı ağırlığı 45-50 kg’dır. Laktasyon süt verimi 500-600 kg ve laktasyon süresi 250-300 gün’dür. Canlı ağırlığının yaklaşık olarak 14 katı süt verimine sahiptir. Sütte yağ oranı %3.5-4.5 civarındadır. Bir batımda oğlak sayısı 2-5 arasında değişmektedir.
Kilis Keçisi
Her türlü iklim koşullarına iyi uyabilen, ekstansif ve entansif koşullarda, küçük aile işletmeleri halinde veya sürüler halinde yetiştirilebilen, sağlam vücut yapılı, uzun yürüyüş yetenekli süt ve döl verimi yüksek bir keçi ırkıdır. Güney Doğu Anadolu Bölgesinde özellikle Hatay, Gaziantep ve Urfa dolaylarında yetiştirilen bu ırk Suriye’den getirilen Halep keçileri ile kıl keçiler arasında yapılan melezleme ile ortaya çıkmıştır. Sayıları 100 bin dolayında olan Kilis keçileri, Türkiye yerli ırkları içerisinde süt verimi en yüksek olan ırktır. Kilis keçilerinde vücut çok uzun ve genellikle siyah renkli kıllarla kaplıdır. Kulaklar çok uzun, geniş ve sarkıktır. Kilis keçileri genellikle boynuzludur. Ancak, boynuzsuz erkek ve dişi hayvanlarda bulunmaktadır. Meme iyi gelişmiş olup iki bacak arasında öne doğru uzanmaktadır.
Verim özellileri
Ergin tekelerin canlı ağırlıkları 60-90 kg, dişilerin ise 45-65 kg ararsında olup geniş bir variyasyon göstermektedir. Laktasyon süt verimi 200-350 kg ve laktasyon süresi 250-300 gün’dür. Sütte yağ oranı %4.3-4.7 civarındadır. Kıl verimi 500-600 g’dır. 100 keçiden elde edilen oğlak sayısı 120-160 arasındadır.
Beyaz Alman Asil Keçi
Beyaz Alman Asil keçilerde vücut rengi genellikle beyaz renktedir. Vücut kısa ve düz kıl örtüsüne sahip kuvvetli ve sağlamdır. Boynuzsuzluk aranan bir ırk özelliğidir. Sütçü bir ırk olması nedeniyle meme çok iyi gelişmiştir. Almanya’da Saanen ve Appenzel keçilerinin melezlenmesi ile elde edilmiştir. Adaptasyon yeteneğinin iyi olması nedeniyle pek çok ülkeye götürülmüştür. Türkiye’ye 1971 yılında getirilmiştir.
Verim Özellikleri
Ergin tekeler 70-80 kg, keçiler ise 60-70 kg canlı ağırlığa sahiptir. Ortalama %3-4 yağlı ve bir laktasyonda 700-950 kg süt verimine sahiptir. Elit sürülerde 1000-1200 kg süt elde edilebilir. Keçiler yaklaşık olarak 300 gün sağılabilir. Beyaz Alman Asil keçileri yüksek döl verimine ve oğlakların erken gelişme yeteneğine sahip oluşu nedeniyle yemden yararlanama yeteneği yüksektir.
Nubiya
Akdeniz çevresi keçi ırklarının en önemlisi olan Nubya keçisi, yüksek süt yağı ve kalitesi ile bilinen doğu orijinli, daha çok zarif ve mağrur bir süt keçisidir. Bu keçiler uzun bükülen kulakları, dışbükey (konveks) burunları ve parlak kaplı kıları ile tanınır. Nubya keçileri beyaz dan siyaha kadar değişen renk varyetesi vardır. Son yılarda Nubiya keçilerinde birörenk renge izin verildiğinden bu yana kolaylıkla ayırt edilen dışbükey (konveks) yüz profili ile güzler, burun, uzun ve çan seklinde kulaklar ile hemen tanınan bir ırktır. Kulaklar burunun 3 cm ötesine kadar sarkan uzunluktadır. Keçiler kısmen iri vücutlu ve sağlam yapılıdır (Resim 6.)
Verim Özellikleri
Orta irilikte keçi ırklarından olan Nubya keçisinde canlı ağırlıklar erkeklerde 75-80 kg, keçilerde 55-60 kg arasındadır. Çidago yüksekliği keçilerde 70-75 cm erkeklerde 85-90 cm arasındadır. Irkın döl verimi yüksektir. Yılda iki doğum yapabilir ve ikiz ve üçüzlük sık görülür. Sütçü bir keçi olması nedeniyle meme çok iyi gelişmiş ve vücuda olan bağlantısı sağlam, meme başları uzun ve simetriktir. Ortalama laktasyon süt verimi 600-700 kg ve uzunluğu 250-280 gündür. Nubyan keçilerinin sütünün yağ oranı diğer keçi ırklarından yaklaşık olarak iki kat daha fazladır. Sütteki yağ oranı yaklaşık %7-8’dir ve bir laktasyonda 880 kg süt vermektedir.
Alpin
Alpin keçilerinin değişik variyetleri bulunmaktadır ve en ünlüsü Fransız Alpini ve daha az bilineni ise Amarikan ve İsveç Alpinidir. Bu keçi ırkının her türlü iklim ve işletme koşullarına adaptasyonu yüksektir. Alpin keçilerinde baş ve kulaklar orta büyüklükte, kulaklar diktir. Bu keçi ırkında vücut rengi bakımından bir standart yoktur. Vücut renkleri beyazdan geyik yavrusu rengi, gri, kahverengi, siyah, kırmızı ve bileşimlerinden oluşan hayvanlardadır (Resim7).
Verim Özellikleri
Yüksek irilikte vücut yapısına sahip bir ırktır. Keçiler 70-80 cm, erkeler ise 90-100 cm cidağo yüksekliğine sahiptir. Keçilerin canlı ağırlığı 60-80 kg, erkeklerin de 80-90 kg arasındadır. Meme sütçü tip özelliklerine uygundur. Irkın laktasyon süt verimi işletmeden işletmeye değişmek üzere 500-800 kg arasında değişir. Laktasyon uzunluğu 200-250 gün arasındadır. Rekor süt verimi 299 günde 1487 kg’dır. Irkın oğlak verimi çok yüksektir. Sütteki yağ oranı %3.37’dir. Her doğumda ortamla 2 oğlak verebilmektedir.
Damascus
Suriye, Arap ülkeleri ve Türkiye’de yetiştirilir. Damascus yada Şam keçisi olarak bilinen kahverengi veya kırmızı renkte sütçü bir varyetesinin yanında Halep, Member yada Filistin keçisi olarak bilinen başka bir varyetesi vardır. Genellikle ova arazilerde yetiştirilir. Yüksek ve soğuk yerlerde adaptasyon sorunları gözlenir. Damascus keçilerinde hem boynuzluluk hem de boynuzsuzluk ırk özelliğidir. Vücut uzun kıllarla kaplıdır. Kulaklar uzun, geniş ve sarkıktır. Boyun altında küpeler vardır.
Verim Özellikleri
Keçilerin canlı ağırlıkları 40-65 kg, teklerin 60-90 kg arasındadır. Bir laktasyonda ortalama 250-550 kg süt vermektedir. Irkın laktasyon uzunluğu 200-290 gün arasındadır. Bir doğumda 1.5-1.8 oğlak elde edilebilir. Elit sürülerde laktasyon süt verimi 500-700 kg ve bir doğum a düşen oğlak sayısı 2.2’dir (http://www.acsad.org/acsad/divisions/animal_studies/page3_4.htm).
Süt Keçisi Yetiştiriciliğinde Seleksiyon
Damızlık seçiminin esas hedefi, keçi sürüsünde en iyi (üstün) hayvanları bularak bunları uygun şekilde çiftleştirmektir. Böylece üstün yeteneklerin döllere geçmesini sağlamaktır. Bir hayvanda bazı kriterler çok iyi olabilir, fakat kriterlerin % 100'ünün bu keçinin yavrularında görülmesi beklenemez.
Keçilerin dış görünüşlerinde değişiklikler çok fazladır. Bundan dolayı dış görünüşe bakarak kalıtsal yapısı hakkında hüküm vererek çok defa büyük yanlışlıklara sebep olunmaktadır.
İyi kriterlere sahip keçileri, damızlığa ayırmak gerekir. Damızlığa ayrılan bu hayvanların döllerine bakarak verim güçlerinin öğrenilmesi gerekir. Kalıtsal yapıları öğrenildikten sonra verimleri kötü olanları damızlık sürüden atmalı ve yalnız iyileri sürüde bırakmalıdır. Bu işlem, mutlaka titizlikle takip edilerek yapılmalıdır.
Yetiştirme ve Yapay Tohumlama
Süt keçilerinde üreme mevsimi Ağustos’un sonu ve Mart’ın ortasıdır. Keçilerin çoğunda üreme Eylül, Ekim ve Kasım ayında, doğumlar ise Şubat, Mart ve Nisan ayların meydana gelir. Keçilerin, mevsimsel üremesi nedeniyle, süt sağlaması geç sonbahar ve kış aylarında 2-3 ay kısalabilir. Teke katımın iyi planlanması ve kayıtların tutulması yetiştiricilere damızlık satışında iyi gelir getirebilir.
Keçilerde Damızlıkta Kullanma Yaşı
Oğlaklar 6-8 aylık yaşta erginliğe ulaşır ve genellikler 7-10 aylık yaşta damızlıkta kullanılır. Damızlıkta kullanma yaşında ergin ağırlığının % 60'ına (35-40) gelmiş olması yeterlidir. Eğer oğlaklar damızlıkta kullanma yaşında uygun canlı ağırlıkta değilse, damızlıkta kullanım için esas kriter yaştan ziyada vücut ağırlığıdır. Yine de, 10 aylık yaştan sonra damızlıkta kullanılırsa üreme performansı düşebilir. Hayvanlarda gelişme hızı iyi bir beleme programı ile ayarlanabilir. Üreme mevsiminden 2-3 hafta önce keçilere canlı ağırlık kazandırılmalıdır. Bu, yemlerdeki enerjinin artırılmasıyla sağlanabilir. Bu biçimde idare edilen keçilerde yumurtlama sayısı artacaktır. Kızgınlığın Belirtileri
Kızgınlık dişi keçinin tekeyi kabul ettiği zamandır. Keçilerde kızgınlık süresi ortalama 24-48 saattir. Kızgınlık süresi, ırk, yaş, çiftleşme mevsimi dönemleri (baş, orta ve son) ve tekenin uyarıcı etkisine göre ayrım gösterir. Keçilerde yumurtlama, kızgınlık süresinin sonuna doğru şekillenir. Başka bir ifade ile kızgınlığın oluşumundan 30-36 saat sonra olur. Keçilerde gözlenebilen genel kızgınlık belirtileri şunlardır. Keçilerin melemesi, kuyruk sallaması, dış üreme organların pembe renk alması, şişkinliği ve akıntı şeklinde tanımlanabilir. Laktasyondaki keçide genellikle süt verimi düşecektir. Keçilerde kızgınlık belli zaman aralıklarıyla yinelenir (tekrarlanılır). Bu zaman sürecine kızgınlık döngüsü denir. Keçilerde kızgınlık döngüsü uzunluğu 18-22 gün arasındadır, ortalama 21 gün olarak kabul edilir. Kızgınlık döngüsü uzunluğu yaş, ırk, çiftleşme mevsimi dönemi, besleme gibi etmenlere bağlılık olarak değişir.
Üreme mevsiminde tekler güçlü bir kokuya sahiptir ve ayrı bir bölmede tutulurlar. Teklerin davranışlarındaki farklılıklar keçilerin kızgınlık mevsiminde olduğun gösterir ve keçilerin erken dönemde sonraki kızgınlıkların belirler. .
Gebelik süresi
Gebelik süresi gebe kalmadan oğlaklamaya kadar geçen süredir. Keçilerde gebelik süresi, ırka, yaşa, doğacak yavrunun doğum tipi, cinsiyetine ve mevsime göre değişir. Ortalama 144-157 gündür, ortalama 5 aydır. Keçiler doğumu takiben süt üretirler ve süt verimleri en yüksek noktaya çıkar. Keçileri laktasyonun 45-60 günlerinde tekrar kızgınlık gösterirler ve süt verimleri genellikle 305 gün devam eder. Oğlaklama aralığı 12 ay olmalıdır.
Yapay Tohumlama
Yapay tohumlama mekanik yollarla dişinin üreme organına, erkeğin semenin konulmasıdır. Keçilerde yapay tohumlamada taze spermadan ziyada dondurulmuş spermada kullanımı süt keçilerinde daha yaygındır. Keçilerde yapay tohumlamada ziyade doğal teke katımı tercih edilir.
Süt Keçisi Oğlaklarının Büyütülmesi
Oğlaklar doğduklarında kanlarında antikorları yoktur ve gerçek anlamda antikor ağız sütünde yani kolstrumda vardır. Oğlaklar ilk bir kaç hafta hastalıklara karşı korumaktadır. Antikorlar, dişi keçinin memesinde doğumdan önce oluşur ve oğlağın annesini emmesiyle birlikte bağırsaklardan geçerek sirkilasyon başlar. Olan bu transfer veya geçiş bağırsak hücrelerinin özel geçiş sağlamsıyla ilk 18 saat içinde olur. Bundan sonra hücreler antikorları elimine eder ve kan serumuna girmesine izin vermez. O zaman doğumdan sonra 2-4 saat oğlakların emmesi için kritiktir. Kolostrum özellikle A, B vitaminleri ile protein ve mineraller bakımından yüksek besleyici değere sahiptir,. Kolostrumun protein içeriği yaklaşık %20'i civarında ve normal sütün %3.5 katıdır
Oğlakların kolostrumla yada diğer sütlerle fazla beslenmesi bağırsaklarda ishale neden olabilir. Fazla kolostrum dolapta saklanır ve sonra vücut sıcaklığında tekrar verilebilir. Oğlaklar nazikçe tutulmalıdır ve içirmek için zorlanmamladır. Birkaç saat aç kalan oğlak kolostrumu çabukça içecektir. Oğlaklara kolostrum verildikten sonra keçi sütü yerine sığır sütü veya süt tozu verilebilir. Oğlaklar ilk 2-3 günlerde 3-4 defa, daha sonra ise günde iki kez beslenmelidirler.
Doğumda oğlaklar yaklaşık olarak 3-4 kg arasında doğarlar. Cidağo yükseklikleri ve göğüs çevresi yaklaşık 35.5-38 cm arasında değişir. Oğlaklar doğduğunda basit mideli kedi ve köpek yavruları gibidir. Yani hayatın ilk bir kaç haftasında süte ihtiyaç duyarlar. Oğlaklar ilk 2-3 haftadan sonra küçük taneli tahılları buzağılar gibi alıştırılarak başlatılabilir. Genel olarak tane kırmaları %14-15 protein, vitamin ve mineral karışımından oluşurlar.
Oğlaklar yem yeme ye başlar başlamaz rumende geviş getirme işlemleri de gelişmeye başlar. Bu rumenin bütün kısımlarının (Rumen, reticulum, kırkbayır ve abomasum) geliştiğini gösterir. Hayvanlar 4 mide kısmına sahiptirler ve bunlara ruminat denir. Hayvan büyüdüğü zaman rumen en büyük kompartıman olur.
Oğlaklara, taze su ve yalama taşı blokları özellikle sütten kesimden sonra 8-12 haftalıklardan sonra serbest olarak verilmelidir. Oğlaklar, kovadan süt içer gibi su içmeye devam etmelidirler. Oğlakların kuru ot ve tane yem yemeye başladığından emin olmamız gerekir.
Bütün oğlaklar 2. gün ile 1 hafta arsında boynuzları köreltilmeli ve doğal olarak boynuzlu olanlardan ayrılmalıdır. Elektrikli boynuz köreltme aleti genellikle iyi sonuç vermektedir. Boynuz köreltme işi güç görünmesine rağmen kısa ve hayvan zarar vermeyen bir uygulamadır. Bir merhem, yakılan alana uygulanabilir. Boynuz köreltme anestezi altında bir veteriner tarafından yapılabilir. Bu, daha doğru bir yöntem olur ve yavruya açı vermez.
Süt Keçilerinin Bakım ve Beslenme Programı
Keçilerin enerjik, meraklı ve çok yönlü beslenme alışkanlıkları olan hayvanlardır. Süt keçilerinin barındırıldığı ağıla yakın bir yerde onların eğlenebileceği ağaçlık, çalılık veya maki alanlar olması avantajlı olmaktadır. Laktasyondaki süt keçilerinin özellikle büyük bir kısmın ağılda barındırıldığında beslenmelerindeki yem materyali muhtemelen daha az önemlidir.
İyi kalite kuru ot ve tahıllarla dengeli bir yoğun yem yüksek süt üretim seviyesinin kurumasında en iyi yaklaşım olarak gözükmektedir. Toplam rasyon içinde selüloz normal süt üretimi ve yağı için gereklidir. Diğer yandan düşük kaliteli kaba yem içeriği süt üretim seviyesinin düşmesine neden olacaktır. Rasyon içinde özellikle pamuk tohumu küspesi, soya ve diğer lifli yem ham maddeleri içermelidir ve tahıllar, saman ve kaba otlar lezzetli değildir. Süt keçiciliğindeki başarı iyi bir besleme ve idare programının kurulmasına bağlıdır. Kuruda ki keçilere iyi meralarda bakılmalı ve minerallerle takviye edilmelidir. Kalıcı iyi bir mera farklı çeşitlerden baklagil, çimler ve yoncaları içermelidir. Yazın yıllık darı ve sorgum sudan otu ekilmelidir. Her ikisi de uzun ve çok yıllık bitkilerdir. Kışlık meralara çavdar, yulaf, arpa, karaçayır ve sorgum ekilmelidir. Mükemmel otlatma, kışın otların iyi gelişmesini sağlanmasıyla yapılabilir.
Baklagiller mükemmel saman yapar ve genellikle diğer kuru otlardan yüksek protein içerir. Kuru yonca otu en iyi saman özelliğindedir. Kuru yonca otu yeşil bir renkte, küçük gövdeli, yeteri kadar yapraklı ve %17- 20 proteine sahip olmalıdır. Hayvanlar verilebilecek uygun diğer baklagiller korunga ve çok yıllık yer fıstığıdır. Ot samanları genellikle düşük kalitededir. Öyle olsa bile bazı samanlar başarılı bir rasyon için kullanılabilir. Hayvan beslemede sadece kaba ot kullanımı maksimum performansı sınırlar. Meralara ilave olarak bütün rasyonlar tane yemlerle, vitamin ve minerallerle desteklenmelidir. İhtiyaç duyulan tam miktar, mera ve otun kalitesine göre değişir.
Süt keçileri iyi yem tüketirler yaklaşık 45 kg ağırlığındaki bir keçi %4-7 kuru madde tüketir. Süt sığırlarında bu oran %3-4 dür. Süt keçileri yüksek oranda yem tüketmelerine izin verildiğinde besin maddelerince zengin süte sahip olurlar. Genelde, süt keçilerinde yüksek oranda süt elde etmek için süt sığırları gibi beslenmesi gerekir.
Süt keçileri rasyonların da tahıllar seçildiği zaman karışımların kaliteli kuru ot veya farklı otlaklar gibi faktörleri göz önünde bulundurmak önemlidir. Florida'da otlar ve silajların çoğunluğunda % 18-20 protein içeren yem karışımı ile desteklenen yem karmalarında mısırı ve/ veya sorgum silajına ihtiyaç duyulur ve kuru otların sindirilebilir protein oranları düşüktür. İyi kalitede kuru ot ile birlikte (%15-20 protein) veya yulaf tanesi, çavdar ve karaçayırdan oluşan küçük otlak (meralar) için % 14-16 proteinli karışımlar yeterlidir. Süt keçileri için besin madde gereksinimleri ek 2'de verilmiştir. Süt keçisi ve süt ineklerinin her ikisi de ruminat hayvanlardır bu yüzden aynı çeşit rasyonları yiyebilirler. Rasyonlarda kullanılan ortak malzemeler mısır, yulaf ezmesi, melas, pamuk tohumu küspesi, soya küspesi, buğday ve soyadır.
Kuru dönem
Keçiler kuru dönemde iyi bir kondüsyona getirilerek bir sonraki fizyolojik duruma hazırlık yapılmalıdır. Kuru dönem, sonraki lasktasyonda süt salgılanması için meme dokusunun tamiri için izin verir. Keçinin fazla miktarda süt üretmesi nedeniyle rezerveleri azalacak ve bir sonraki laktasyonda süt üretimi eğer kuru dönemde iyi beslenmemişler ise düşecektir. Keçilerin bir sonraki laktasyondaki süt verimleri %65-75 arasında kuru dönemdeki beslenmeleri ile ilgilidir.
Keçilerin kuru döneme yaklaştıkları zaman tahılların tüketimi azaltılır yada tamamen kaldırılır. Kuru dönem de bitiminde keçiler için kuru yonca veya iyi kalite de cayır otu uygundur. Süt keçileri günde 1-2 kg arasında süt üretirler. Keçinin memesinden süt akışı azalması daha çabuk olacaktır. Eğer aynı dönemde sağım sağım yapılmazsa meme iltihabı sık sık kuru dönem esnasında başlar, Bunun için keçinin memesini kontrol edilmelidir. Sütün akışı için meme içinde bir basınç olmasına gereksinim duyulur. Eğer keçinin süt salgılaması esnasında meme iltihabı var ise, kurudaki inek ve keçilerin uygun bir antibiyotik ile tedavi edilmesi en uygun bir zamandır.
Süt keçileri kuru dönemde iyi bir kondisyonda olması gerekir çünkü keçiler her zaman sağlıklı olması sonraki laktasyonda daha fazla süt üretirler. Rasyonda dengeli bir vitamin ve mineral karışımı kullanılmalıdır. İhtiyaç duyulan fosfor, kalsiyumun tam oranı yem kaynaklarından baklagillerden ve otlardan sağlanabilir.
Gebeliğin ilk 3-4 haftası süresince keçilerin beslenmesi çok önemlidir. Keçiler iyi kalite çim otunu doğumdan sonrada almaları gerekir.
Keçiler kuru dönemde çok iyi bakılmalıdır. Çünkü keçiler doğumda iyi kondüsyon da olmaları gerekir. Keçilerin yağlanmalına izin verilmemesi gerekir. Keçi yetiştiriciliğinde başarının anahtarı sağlıklı keçiler ve oğlakların iyi kondüsyonlu olmasıdır.
Barınaklar
Barınaklar, hayvanları sıcaklık, soğuk, yağmur ve rüzgara gibi çevresel etmenlere karşı koruyan yapılardır. Keçiler için gereksinim duyulan yerin şekli, keçilerin rahat edebileceği yapıda ve keçi sayısına göre değişir. Keçiler için sağım ve besleme bölmelerinin yakın olması tavsiye edilir. Keçiler sağımda 30-45 cm'lik yüksekliğinde 45-50 cm eninde rahat dönüş yapacakları sağım yerleri uygundur. Sağım yerinin önünde keçinin başını kolayca bağlamak için uygun kilit düzeneği yer olmalıdır. Sağım yerlerinde keçilerin memelerinin yaralanmasına neden olabilecek hiçbir şey bulunmamalıdır. İşletmelerde ağıl içi temizlik önemli bir sorun oluşturur. Bu yüzden ağıl içinde kepçenin çalışması için yeteri kadar kapı alanı konulmalıdır.
Parazitler
Süt keçilerinin iyi ve temiz bir çevrede yaşaması önemlidir. İlk olarak yapılması gereken konu parazit kontrolüdür. Bunun nedeni parazitlerin hızlı çoğalmaları ve keçilerin ağılları yanındaki, meralardaki otlara bulaşmalarıdır. Mera ve yemlerin çok uzun bir süre bulaşık olması keçilerin parazitlere yakalanmasını sağlar. Parazitler, yemlerine bulaşabilir hayvanın zayıf bir performans göstermesine veya ishale olmasına sebep olabilir. İyi bir parazit mücadele programı süt keçilerinin başarılı bir şekilde yetiştirilmeleri için gereklidir.
Dış parazitler bit, pire ve kene olabilir. Bunlar yıl esnasında önemli sorunu sinekler, ahır sinekleri, at sinekleri, kara sinekler ve sivrisinekler oluşturur. İnsanın başına bela olan bu parazitler bahar ve yazın hızlı yayılırlar. Bir çok parazit yıl boyunca bir problemdir. Eğer kontrol edilmezse sinekler, bitler ve değer çeşitler günümüzde gerçek bir problemdir. Kullanılan sinek ilaçları sık sık değiştirilir.
Süt Keçilerinin Genel Hastalıkları
Süt keçilerinde genelde bir kaç hastalık meydana gelir. Bu hastalıkların çoğu, iyi bilinir ve gerekli bilgiler Veteriner Hekimlerde mevcuttur. Bu bilgi notunda hastalıklar hakkında sadece tanımlama olarak verilecektir.
Mastitis
Mastitis basitçe meme yangısıdır (iltihab. Çoğunun nedeni streptococcus veya staphylococcus organizmaları nedeniyle hastalığa sebep olunur. Süt sağımının hijyen koşullarına uygun hale getirilmesi, özellikle ekipman ve ağıl içinin temizliğine dikkat edilmesi mastitisin kontrolünde önemlidir. Meme iltihabına sebep olan bir çok organizma çevrede bulaşıktır ve hayvana sağım esnasında süt kovası gibi sağım malzemeleri ile memeye bulaşma yoluyla geçer. Gübre sağım yapılacak yerden sık sık atılmalıdır. Meme, sıcak, ağrılı, gergin ve sert gözükebilir. Geniş spektrumlu bir antibiyotiğe ihtiyaç duyulabilir veya basit olarak penicilin kullanımı etkili olabilir. Hastalık, erken müdahale ile tedavi edilebilir. Eğer süt sağma makineleri kullanılırsa, keçilerde kullanılan her türlü sağım ekipmanı dezenfektanlı suya batırılmalıdır. Bu uygulama keçiden keçiye bulaşmayı engellenebilir. Sağım sonrasında, sağım ekipmanları ve makine temizlenir. Temiz malzeme, sütte meme iltihabı yapan bakterilerin çoğalma şansını azaltır.
Meme Ödemi
Meme ödemi ve tıkanıklığı genellikle yüksek verimli süt keçilerinde doğumdan sonra ve kuru periyodun sonunda gözlenmektedir. Problem tamamen kontrol edilemezken, sodyum ve potasyum (tuz) kullanımını sınırlamak (İyi kalite yonca samanı ve kamış melasıdır) ve mısır gibi yüksek enerjili yemleri kullanmak yardımcı olur. Rasyonda mısırın %20 den fazla kullanılmaması durumunda kabul edilebilir bir orandır. Rasyon içinde potasyum %0.2-0.3 ve sodyum % 0.7'i içermesi gerekir. Keçiler düşük enerji ve yüksek lifli rasyonlara, kuru dönemde ihtiyaç duyarlar. Laktasyondaki keçiler iyi kalitede kuru ot ile yüksek enerjili yemlere gereksinim duyarlar.
Apse (Caseous Lymphadenitis) Peynirimsi lenf Yumruları
Bu, erişkin keçilerin ortak kronik bir hastalığıdır ve apseler lenf düğümlerinden meydana gelmekte, özellikle baş civarında, boyun ve omuzda görülmektedir. Bu hastalık iç apselerin sonunda hayati organlara zarar vermesi nedeniyle hayvanın zayıflamasına hata ölümüne sebep olabilmektedir. Apseler derinin yanında çıkmaya başladığında irin dikkatli bir şekilde temizlemelidir. Yaranın temizlenmesinden sonraki 4 gün süre ile akıntı olabilir bölge antisepitk ile temizlenmeli ve Penicillinin uygulanmalıdır. Sürüden bu nedenle ayrılan hayvan tedavi sonrasında iyice temizlenmeli ve sürüye öyle katılmalıdır. Bir sürüden kazeinli lymphadenitisin kökünden çözülmesi bulaşık olan hayvanların sürüden uzaklaştırılması ile mümkündür. Diğer yandan keçilerin döl veriminin artırılmasıyla da bu yapılabilir. Autogenous bacterin preparedin kullanımı, hastalığın azalmasına yardımcı olmak için kullanılır. Hiçbir ticari aşı günümüzde kullanılabilir değildir.
Bulaşık Ektima (Ağrılı Ağız)
Oğlaklarda Ektima, dudaklar, dişetleri, dil ve ağızın deri civarında dirençli bir virus nedeniyle meydana gelir. Hastalığın taşınması, virus bir bölgeye bulaştığı zaman orada çok uzun süre kalabilir. Özellikle toprakta çok uzun süre kalabilir. Oğlakların bu hastalığı kapmaları hastalıklı bölgede (dudak ve dilin üstü) beslenememelerinden dolayı çok önemlidir. Enfeksiyon keçilerin meme uçlarını parçalayabilir. Bağışıklık, ilk hastalıktan sonra geliştirilir. Hastalıktan korunmak için aşı programı gereklidir. Bir bakteriyel enfeksiyonlar karşı koruma ikincil tedavidir. Derideki materyal hidrojen peroksit ve gazlı bez ile nazikçe alındıktan sonra çinko oksit veya benzer kremler ile alan örtülür. İnsanlar geçebileceği için plastik eldiven giyilmelidir.
Enterotoksemi ( Çerletme, Yumsak böbrek, Fazla yeme hastalığı)
Enterotoxemia, ani yem değiştiğinden yada aç hayvanların fazla miktarda yem yemesinden, bağırsaklarda toksin oluşturan bakterilerin hızlı bir şekilde çoğalması ve kanallara toksit bırakması nedeniyle oluşur. Düzenli yemleme ve Clostridium perfringenlerin C ve D tiplerine karşı aşılamak hastalıktan koruyacaktır. Erişkin hayvanlarda bunalım, sarhoşluk ve uyumsuzluk yaptığı görülebilir. Oysa oğlaklarda genellikle görüleni ani ölümdür.
Ayak Çürüğü
Ayak çürümesi en iyi keçi ağılları inşasından daha ziyade kuru tutulmasıyla engellenebilir. Ayak çürümesine sebep olan mikroplar havasız alanlarda, ıslak ve çamur çamurlu alanlar ayak çürüğü hastalığına sebep olur. Belirtileri, topallık ve şiddetli ağrı grimsi, peynirimsi sıvı boşaltması ve kötü koku olarak tanımlanır. Hastalıklı bölge, %10-30 arasında bakır sülfat uygulaması, uygun bir merhem yada diğer yöntemleriyle ile tedavi edilebilir. Ayakların düzenli hareketi hastalığın azalmasına yardımcı olabilecektir.
Keçi Sütünün Kompozisyonu
Genellikle keçi sütü kompozisyonu her süt bileşeni için sipesifik bir aralığın içinde olması beklenebilir. Keçi sütünün kompozisyonu ırklar arasında ve içinde farklılar gösterebilir. Çeşitli değerle farklı besleme koşullarında bildirilmiştir. Bu, şüphesiz ki tek bir sürüden, tek bir analiz metodu kullanılmasının sonuçlarındandır. Keçinin sütü, inek sütünden daha fazla yağ ve kül, fakat daha az laktoz içerir. Keçi sütünde yağ en değişken olan bileşendir ve genellikle %6.0-3.0 arasında değişmektedir. Yine de, bu değişimin dışında olan değerler bireysel örneklerdir ve geneli temsil etmez. Toplam kuru madde, protein, laktoz ve kül sırasıyla %12-16, %3-4, %3.8-4.8 ve %0.70-095 değişim aralığında beklenebilir.
Protein
Keçi sütünün proteini kazein ve kesilmiş sütün suyunda oluşan protein olarak ikiye ayırabiliriz. Kazein, toplam proteinin yaklaşık %'83’ünü oluşturur ve özellikle protein farksiyonları peynir ürünlerindedir. Kazein, bazı koşulara altında pıhtılaşarak sütten uzaklaştırılabilir. Renin, asit ve pepsinin bir kobinasyonu ile süt içindeki kazeinin tamamıyla pıhtılaştırmak istenen bir asittir. Benzer metotlarla kazeinin pıhtılaştırılmasının doğal bir sonucudur. Renin pıhtılaşması ki peynir yapımında kullanılan bir işlemdir. Asitliği ilave olarak sütün ekşitilmesinde olduğu gibi kazeinin pıhtılaşmasına kadar süt asitliğinin artması ve insandaki sindirim işlemleri kazeinin asit pepsin pıtılaşması tarafından başlatılır.
Kesilmiş sütün suyu, sütten kazeinin uzaklaştırılmasında sonra açık bir şekilde sıvı olarak kalır. Proteinler kesilmiş sütün suyu olarak kalırlar.
Proteinler ve kesilmiş süt proteini genel protein sınıflandırmasındadır. Her biri birçok bireysel protein içer. Bu protein inek sütünün proteinine benzer ve alerjik reaksiyonlara sebep olurlar. Bununla beraber keçi sütünde bazı spesifik proteinler vardır ve bunların oluşturduğu bağışıklık sistemi inek sütünde daha farklıdır.
Keçi sütünün kesilmesinde asit pepsin işleyişi inek sütünden daha hafif görülür. Yine de, renini oluşturulan kesmik, ineğin sütünden daha güçlü gözükür. Sütün kesilmesinde hayvanlar arasında farklılıklar görülür. Sütün kesilmesi laktasyonun ortasında minimumken ve laktasyonun sonunda ise bir artış gösterir.
Keçinin sütünün yağının oranı ortalama olarak % 4.25 olmasına rağmen, bireysel farklılıklar yemleme şekli, ırk ve laktasyon durumuna göre değişir. Keçi sütünden elde edilen yağda büyük oranda caproic, caprylic ve capric yağ asitleri içerdiği görülür. Bu yağ asitleri keçiye özgü olmamasına rağmen diğer türler nazaran keçi sütü yağında daha boldur. Yağ asitleri (caproic, caprylic ve capric) keçinin sütünden yapılan peynirlerin karakteristik lezzet ve kokusunda sorumludurlar (Tablo 1).
Keçi sütü, ineğin sütünden daha yüksek oranda küçük yağ damlacıkları içerirken, koyun sütü ile benzerlik göstermektedir. Bu keçi sütünün düşük kreması için açıklayıcı bir sebeptir. İneğin sütü, keçinin sütünde bulunmayan bir protein içerir ve bu hızlı oranda krema yapmaya yarayan küçük damlacıklardır.
Vitaminler
Keçi sütünde ki vitaminlerin çeşitliliği hakkında oldukça fazla bilgi vardır. Keçi sütü ile inek sütü arasındaki en önemli fark, keçinin sütünde B6 ve B12 vitaminlerinin düşük konsantrasyonda olmasıdır. Yine de, keçinin sütünün bebek beslenmesinde kullanıldığı düşünüldüğü zaman B6 vitamini bakımında insan sütüne yakın, B12 vitamini bakımından ise iki katı oranındadır. İnek sütü çok az vitamin D içerir ve bu nedenle süt kompozisyonunda gösterilmemiştir. Diğer yandan bütün ticari sütler vitamin D ile güçlendirilmiştir. Keçi sütü içinde sadece vitamin A var olduğu ve karotin piğmentinin olmadığı ilginçtir. Karotin piğmentleri A vitamin üreticisidir. Irka bağlı olmak üzer inek sütünde vardır. Karotin piğmentlerinin sarı rengin çeşitli derecelerine sahip olması nedeniyle süt yağının rengini etkiler. Keçi sütünde olmaması nedeniyle kremasının rengi ve tereyağın rengi beyazdır.
Yüksek Kalitede Süt Üretimi
Keçilerden temiz süt elde edilmesi için meme, böğür ve bütün kıllar kırkılmalıdır. Sağılan sütü hayvanlardan uzaklaştırmak sütün temizliği için daha doğrudur. Sürüler brucellosis ve tuberculose karşı kontrol edilmelidirler ki bunlar insan için günümüzde potansiyel patojenler değildir. Eğer bu hastalıklar, hayvanlarda belirlenirse hemen sürüden uzaklaştırılmalıdır.
Sağım İşlemi
Sağım işlemleri elle ya da makinalı sağım yöntemine göre sağlığa uygunluğu değerlendirilmiştir. Meme ve özellikle meme uçları 43.3 derecede ılık suyla yıkanmalıdır. Bu sadece sütün salgılanması için değil aynı zamanda sütü kirletebilen meme ucundaki organizmaları yok edilmesi nedeniyledir. Memeden ilk bir kaç damla süt strip kabına boşaltılmadır. Sağım elle yada makinalı olsu memenin yıkanmasından 2-3 dakika sonra sağıma başlanmalıdır. Eğer sağım el ile yapılırsa sütün korunması için özel önlemler alınmalıdır. Bunlar arasında elle sağımda kapaklı bir kova kullanımı gerekir. Sağımdan sonra her meme ucunun dezenfektanlı kaba batırılmasıdır. Bu işlem mastitisten başarılı bir şekilde korunmak ve azaltmak için gereklidir. Süt, hemen süzülmeli ve soğutulmalıdır. Eğer soğutma ekipmanları kullanılacaksa süt 1.6 dereceye kadar hızlı bir şekilde soğutulmalıdır. Eğer bu mümkün değilse süt hemen buzdolabına konulmalıdır.
Sağım Ekipmanlarının Korunması
Yüksek kalitede süt üretimi için süt ile ilgili bütün sağım ekipmanlarının iyice temizlenmesi gerekir. Temizlik ve dezenfeksiyon elle yada makinalar ile yapılabilir. Bu çiftlikte kullanılan malzemenin çeşidine bağlıdır.
Temizlik ve dezenfeksiyonu temel basamakları aşağıda verildiği gibidir.
1-Sağımdan sonra sütün boşaltılmasıyla çabukça sütün kap yüzeyde kurumasından önce bütün malzemeler ılık su ile çalkalanmalı
2- Deterjan solusyonu üretici firma talimatına göre uygun sıcaklıkta çözülmeli. Eğer temizlik elle yapılacaksa süt ile bulaşık olan bütün yüzeyler fırça ile temizlenmelidir.
3-Deterjan musluk suyu ile çalkalanır. Süt depolarının temizlenmesinde asitli su kullanılması tercih edilmelidir.
4-Bütün malzemelerin suyu süzülmelidir.
5-Ekipmanları kullanmadan önce uygun bir temizlik maddesi ile temizlenmelidir. Bunun için Klor veya iyot her ikisi de sırasıyla 200 ve 25 ppm konsantrasyonlarında kullanılabilir.
Kaynaklar
Özcan, L., 1989. Küçükbaş Hayvan Yetiştirme I (Keçi Üretimi) Ç.Ü.Z. F. Zootekni Bölümü, Ders Kitabı No:111. Balcalı / Adana
Özcan, L., 1984. Türkiye Süt Keçiciliğinin Geliştirilmesi Semineri Açılış Konuşması. Tarım Ve Köyişleri Bakanlığı, Teşkilatlanma Ve Destekleme Genel Müdürlüğü. Yayın No: Genel:145, Tedgem :13, S:8-15
Şengonca, M., 1974. Keçi Yetiştirme. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları No:222, İzmir.
Kaymakçı, M., Aşkın, Y., 1997. Keçi Yetiştiriciliği. Ankara.
Anonymous, 2002. http://home.earthlink.net/~lureynolds/breeds.html, http://www.ansi.okstate.edu/breeds/goats/, http://www.saanens.com/album/opus.asp
FAO, 2002. http://www.fao.org/ag/aga/glipha/index.jsp
Baltacı, S. 1990. Ceylanpınar Tarım İşletmesinde Yetiştirilen Kilis Keçisi ve Melezlerinin Adaptasyonu Üzerine Bir Araştırma. Ç.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü Zootekni Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi. Adana
Haris, B., Frederick., S. 1996. Dairy Goat Production. Guide Dairy Science undergraduate student, Cooperative Extension Service, Institute of Food and Agricultural Sciences, University of Florida, Gainesville, 32611.
Florida Cooperative Extension Service / Institute of Food and Agricultural Sciences / University of Florida / Christine Taylor Waddill, Dean
Damascus: http://www.acsad.org/acsad/divisions/animal_studies/page3_4.htm
Damascus Last mo Dr. Andreas P. Mavrogenis, Agricultural Research Institute, Nicosia, Email: mavrogen@arinet.ari.gov.cydification on breed record: 09/22/1998
Nubyan: Mrs. Rita Jensen, Kirkesobyvej 32, DK-5620 Glamsbjerg, Email: rita.geder@mail.tele.dkLast modification on breed record: 08/20/1998
Beyaz alman Asil Keçi :Copyright AID Bonn, Internet: http://www.aid.de, Email: aid@aid.de Prof. Ottmar Distl, Institute for Animal Breeding and Genetics, Hannover School of Veterinary Medicine (picture 2), Internet: http://www.tiho-hannover.de/einricht/zucht/index.htm
Alpin: http://www.amazinggrazefarms.faithweb.com/goats.html
Tablolar
Tablo 1. Süt keçilerinde ortalama canlı ağırlık, süt verimi ve kompozisyonu*
|
Irklar |
Yükseklik (kg) |
Canlı ağırlık (kg) |
Laktasyon Süt verimi (kg) |
Yağ (%) |
Protein (%) |
|
Alpine |
76.2 |
61.3 |
902.5 |
3.56 |
3.06 |
|
Am. La Mancha | Ana Sayfa |
Yorum (0) :: Bağlantı
|
|
|
|
|